İlk şansın bittiği yerde ölür herşey aslında. Ve ilk şans aslında tanışmak ile başlayan tek şanstır. Kondom kullanmadan ne kadar süre “sanırım gebeyim” gibi bir telefon almazsan kondom kullanmak aklının ucundan bile geçmez o kadar bir süre. Hayat tamamen götümüzün yemediklerini yaşama sanatı. Yapılmaması gerekenleri yapmak ise sadece sonu hızlandırmaktan ibaret.
Çok kişisel değil ama flu. Çok gizemli değil ama pisişik olmadığınıda söyleyemem. “Elma ile armutu toplamama gerekliliği” sadece büyütülme yalanlarımızdan biri. Düz mantık çerçevesinde ne işi var koyduğumun matematiğinde yasak meyva ile iyisini ayıların yediği şekilsiz gıdanın? Bu cümleyi kurmak bile cümlenin özüne bir tezat değil mi?
Çevremizdeki “rahatsız edecek derecede mutlu ve huzurlu”yu oynayanların hepsi manik-depresif ve dert yuvası, ağır davrananların da hepsi şizofren değil mi?
İnsanoğlunun kendi yağında kavrulma yetisini terkettiği ve yetinme olgusunun bittiği anlar başkalarının yağında kavrulma günlerinin geldiği anlardır.Bu anları bir tek o yağlarda kavrulan anlar. Yoğunluk, kahrolasıca yoğunluk. Bir nefret süzülüyor içime. Kendimden doğan bir kin nehri. Kimselere ait olmamanın ve hür olmanın bedeli belki binbir kucak. Onlar boğulunca hür güneşim doğar mı dersin? Nah derim. Nah.
Bilirsin ki o tuzluğa bembeyaz giren pirinç tanesi nemi emdikçe koyulaşır ve sarılaşır. O rengin en net tanımı Kirli. Sadece kirli.
Tuzluk dünya, tuz beden, nem ruh ve sen hayat. Peki kimin tabağına tad katacak bedenlerimiz. Ruhumuz sadece nem olup tuzluktan çıkmamıza engel değil mi ? Peki kim istiyor bizi diri ? Söylesine pirinç, konuşsana piç. Kimin ekmeğine yağ sürmek görevin. Kimin kovasına su taşıyorsun. Yoksa sende su ile mi var oluyorsun.
Ve sen. Güneşin hiç yüzünü aydınlatmadığından eminim. Güneşin bile vurmaktan imtina ettiği bedeninin karalığı yanmaktan değil içindeki çöp karanlıktan geliyor.
Bir ışık süzülüyor köhne tavan arasından. Kalan son gücünü ona yanaşmaya harcama sakın. Çünkü sen o ışık karşısında sadece yansıtıcı bir aynasın. Kırılacağın günü düşünüp üzülme! Kırıksın. Paramparçasın.
hani bir süre gururunu bile aşıp bişeylere katlanırsın karşılığında bişeyler alır bununla da tabiri caizse susarsın işte bu günler artık susmaktan yorulduğun günlerdir …ve yine aynı şekilde konuşmanın çözüm olmadığı yerler vardır buralar o yerlerdendir
Türkiye'nin vergi gelirinin %96sını dolaylı vergiler oluşturuyor. (Benzin, iletişim, ekmek, su, ot, bok, tüketimden kesilen herbişey) Toplanan gelir vergileri vesaireler o geride kalan %4 için mi uğraşıyor sanıyorsunuz. Hayır. Çünkü o kalan %4ün %2sinide tek başına BOTAŞ ödüyor. Geriye ne kalıyor %2. İşte bu tüm vergi memurları, daireler, mali müşavirler, muhasebeciler, falanlar, filanlar o %2 gelsin diye var. Bu çarkda tamamen ya göz yumma yada az göstermeye hizmet ederken bu %2 artmıyor. Bu artmadıkça dolaylı vergiler artıyor. Buda bana, sana, ona, buna her yerden giriyor.
Sırtımı dönebileceğim bir sevgilim, bir adet annem, bir adet babam, iki adet kız kardeşim, iki de dostum var.
Çalışabileceğim bir işim, (sadece 1 mi ? ) akşam başımı sokabileceğim bir ev ve sağolsun çözülmüş belirsizliklerim, aşılmış ergenliklerim.
Bunlara inat beni ergenliklerin, kaprislerin, iftiraların kısacası "bokun" içine çekmek için canını dişine, dişini götüne takan bir güruh var bi tarafda.
Hiç birşeyin altında kalmama kasıntım ile herşeye yardırıp saldıracağımı öğrenmiş, ezberlemiş bi güruh.Ezberinizin bozulduğu güne hoşgeldin diyelim. Değişmeyen tek şey alınan tedbirler. Ama artık o kadar enerji harcamayacağım.
Bu enerji zamanla birikecek.
Yarın öbürgün ben bozulan ezberlerden vazgeçersem o birikmiş enerji artık ne olur bilemem.
herkesi salak zannetmeye başladığın anlardan biri yine. herkes piyon, herkes kukla senin yönlendirecek gücün olmasada onlardan değilsin
az kişisiniz bir elin parmakları kadar biz bir bok olduk diyen güruhun merkezisiniz bir bok olamadım diye en çok ağlayanlara gelince onlar yine sizsiniz
ben tekim, yalnızım, güçlüyüm kelimelerini ağzınızdan düşürmemekle beraber götü her sıkıştığında ortalığı velveleye verenlerdensiniz o götde bi sıkışmaya görsün azizim komiksiniz
mesafe koymak çizgi çizmek herkesle bir olmamak güzeldir lakin siz kırmızı çizgilerinizi çizemeyecek kadar kalemi özürlülerdensiniz
ya bişe dicem alınmayın siz bi siktirip gitseniz ne güzel edersiniz.
İnternet dünyasına kapılarını açan yeni bir oluşum daha. İnsanlara fütursuzca tanımadığı kişilerle eğlenme, konuşma, oynaşma şansı tanıyan bir site. Hiçbir üyelik gerektirmeden tek tuşla, o anda online olan ya da bir başkasıyla konuşma bağlarını koparan rastgele bir internet sakiniyle ansızın konuşmaya başlamanıza olanak tanıyor. Dünyada omegle.com ile başlayan bu furya Türkiye’de kivvii adlı bir sitede biz bulduk nidalarıyla piyasaya çıkmıştı. Kivvii’nin aksine omegle.com ile “abimizdir onlar bulmuştur biz sadece türk internet alemine katkımız olsun diye şeettik” tarzında bir bağları vardır. Aslında hiçbir bağları olmayabilir ama en azından saygı duyup emeklerinin hakkını vermektedirler. Olduğunuz yerde veya durumda canınız sıkıldıysa en yakınızdakiler güveninizi yitirdiyse veya tanımadığınız birileriyle konuşup, hayatınızda aksiyon çıkarmak istiyorsanız buyrun gelmeniz gereken yer burası.
Çokça şaşırıp bir o kadar da hayran kaldığım bir olay yaşadım bayramın hemen ertesi.
Yeni Adana turizme ait bir öğlen seferi ile Ankara'ya gitmek üzere yola çıktım. Öncelikle aracın hız sınırına tamamen uyuşu çok fazla dikkatimi çekti. Bu her zaman olan bir şey değildi. Yaklaşık 6 yıldır çok yoğun şekilde otobüs yolculuğu yapmaktayım. Bunun ilk 4 yılı Marmara ve Ege firmaları ile haşır neşir geçmiş; Nilüfer Turizm gönlümde taht kurmuştur. Bildiğim kadarıyla şirket TMSF yönetimine geçtikden sonra genel müdür olarak atanan Şerif EREN tüm ezberleri bozmuş, firmayı lider konuma taşımıştır. Kendisini firmanın tüm otobüs koltuklarını arkasında bulunan aylık derginin önsözünden tanıyoruz (:
Son 2 yıldır yaşadığım yerin değişmesi sebebiyle Adana otobüs firmalarını yoğun olarak Ankara, İstanbul, Bursa ve Eskişehir’e güzergâhlarında tercih etmiş, standart hizmetle orta karar memnun bir müşteri olarak seyahatlerimi sürdürmüş bir müşteri falandım. Geçtiğimiz aylarda Lider Adana firmasının ben İzmit yolcusu olduğum halde İzmit'e girmeyi unutup beni "İzmit Otogar girişini geçtikden sonra tepedeki ilk park yerinde" indirip ve "şu tepeden geçen dolmuşlar direk otogarın oraya gidiyor" şeklinde yalan yanlış bilgilendirdiği, otostop çekmeye mecbur bıraktığı ve işlerimi 3 saat aksattığı gün Lider Adana'ya şikâyet mektubu yazmak ile firmayı değiştirmek arasında bir karar vermem gerekiyordu.
Dedim ki bro Yeni Adana'yı kullan bundan sonra bi süre.
Evet, nerde kalmıştık. Ankara'ya gitmek üzere yola çıktık. Araç Aksaray'da "Gökgözler Dinlenme Tesisleri"nde yarım saat mola verdi. Bu tesis yanlış bilmiyorsam yine aynı turizm şirketine ait.
Mola bitiminde otobüse takım elbiseli bir beyefendi bindi. Mikrofonu eline aldı. Tam hatırladığım kadarıyla "Merhabalar Ben Yeni Adana Turizmin Kontrol Denetleme Vesaire Müdürü şuyum" gibisinden bi cümle kurdu. Firmamızla ilgili öneri ve şikâyetlerinizi dinlemek üzere buradayım dedi ve elinde kâğıt kalemle teker teker tüm yolcuları güler yüzlü bir şekilde gezerek "bir şikâyetiniz, talebiniz, öneriniz var mı ?" sorusunu sora sora gezdi. Öneri ileten müşterileri çok büyük bir ciddiyetle dinleyip isim, soy isimde alarak notlar tuttu. İyi yolculuklar diledi ve indi.
Küçük dilimi yuttum diyebilirim. Anlatılmaz ama yaşanır derler ya o cinsten bi durum.
Ki o yolculuğun dönüşünde yine aynı tesiste yine aynı uygulama ile karşılaşınca anladım ki bu tamamen bir standart ve rutin bir uygulama haline dönüştürülmüş.
Dedim ki içimden "Yeni Adana döneyim eve ilk iş seni bloğuma yazıp öveceğim." Sonra otobüse binerken dikkatimi çeken "Yolda sınırsız internet keyfi" yazısı geldi aklıma. Bir hevesle açtım laptopumu. Anında bağlandı. Sinyal: Mükkemmel falan" derken /sayfa görüntülenemiyor/ yazısı ile karşı karşıya kaldım. Sordum ki genel bir problemmiş. Bir süredir devam ediyormuş.
Görüyorsunuz ki bu bile hevesimi kırmaya yetmedi. Ama buradan yeni adana turizm yetkililerine sesleniyorum. Bir müşteriniz olarak 1- İnternet olayını kalıcı bi şekilde düzeltmenizi talep ediyorum. 2- Bu otogardan çıktık dan sonra adana-mersin yolundan bu otoyola giden bulvara dönülen yer var ya?
var olmak ile yok olmak arasındaki o ince çizginin büyük ihtimalle en sikörtıl yerinde olunan zamanlarımız vardır hepimizin. ne kadar çok ortak noktamız var.
ve nedense bu ortak noktalar üst üste geldikçe koyu bir nokta oluşturmaktan öteye gidemiyorlar. bu kadar çok ortak noktamız olmasa hepimiz ayrı bir telden çalsak belki noktaların arasını çizgilerle birleştirip kalın noktalardan daha anlamlı şekiller çıkarabiliriz.
evet. tam olarak kastettiğim yukarıdaki şeydir ki tamamlayıp gönderene teşekkür+rep falan verebilitem yüksek.
gelin birlik olalım diye birşey yok. kocaman kalın noktalara ihtiyaç yok. etrafında dönüp durdukları kalın noktalardan mutlu olanlardan geriye kalanlar iyice bir karışın aralara o çizgiyi çeken başka bir el olsada o elin, senin bulunduğun noktadan geçmeme gibi bir lüksü yok.
Zeyn tektir. Kıymettir. Zerresinin değeri bir çok kıymetlinin kilosundan yüksektir. Zeyn birdir. Zeyneptir. Hassastır, narindir. Sahibi olanın kudreti güçtür, makamdır, kuvvettir. Zeyn hamdır. İşlenmesi zor ve meşakkatlidir. Her hali binbir süreçtir. Zeyn nettir. Zeyn renktir. Zeyn berekettir. Dünyamdır. Dünyanın merkezidir.
"hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız" diyor "saatleri ayarlama enstitüsünde" ahmet hamdi tanpınar.
yaşamın tam içinden bir vuruş yapıyor zihinlere kazınan.
ve bir mesaj geliyor telefonuma şebeke saçmalıklarından ötürü 1 gün gecikmeyle. yaşamın tam içinden. net.
yıllar geçiyor. ama biz sadece o yıllarda basit gün topluluklarında bir araya gelebiliyoruz. yani aslında yıllardır yok gibi. yılların ağırlığında günlerin, saatlerin paylaşımı.
"kimim", "nerdeyim" diye sordum yıllardır kendime yüzbinlerce kez.
oysa bize lazım olan "neresindeyim" di.
geveze susmalarında kaybolmayı seçiyor insanlar hep. talihsiz uzaklaşmaların üzerine varamamanın acılarını çekiyor.
oysa bu gurur değil. bu gurursuzluktanda öte.
saygı hiç kavranamamış bir kavram tarafımdan, taraflardan, onlardan, bunlardan.
bunu saygısızlıklar içerisinde kalıp eriyince anlamak, pişmanlık ve acıdanda öte.
beyazlar var artık saçlarımda sayılacak kadarda olsa. açtığım beyaz sayfadan olmasa gerek.
herşey üstüste geliyor demek istemiyorum , çünkü başka türlü gelmesini beklemiyorum artık.
alışkanlıklarımın çocuğuyum sadece belki. belki körüm.
kırgın olduğumu hissediyorum ilk kez bu kadar içten ve net.
tekrarlardan ve başa sarmalardan yoruldum.
hatırlar mısın kasetleri. kalemin ucuna takıp sallayarak "A" yüzünü başa aldığımız kasetleri.
teyp değil bir commodore 64 kaseti bu.
içerisinde ise hiçbir zaman bitiremediğim ve kazanamadığım bir oyun var.
bu benim masalım değil. bu sizlerin masalı. benim hikayem sonsuz çünkü.