11 Temmuz 2012 Çarşamba

Vakit geldi mi?

geleceğe dair en ufak bir umudun kalmadığında, yaşama dair tüm motivasyonunu kaybedip kendini dünyanın en değersiz şeyi gibi hissettiğinde, kafanda dönüp duran ve onu her saniye kemiren sıkıntılardan bir türlü kurtulamadığında, artık uzatmaları oynanan bir maçta 7-0 geride olan takımın oyuncuları gibi "bitse de gitsek" diye düşündüğünde sorarsın kendine. "Vakit geldi mi?" Vakit geldi mi?

6 Temmuz 2012 Cuma

herşey

Herşeyi bırakıp herşeyden gitmek de var kaldırabilene. Bırakmak durmaktan daha mı zor ne? Bi karmaşa hep yara bere. Her son buluş ve üzüntüde yeniden yeşermeye başlıyor işler güçler ve her yeşermeye başladığında yeniden üzüntülere bırakıyor yüzünü. Bu kısır döngüden sıkılmak bu kısır döngüden çıkmaya yetemiyor. Herşey aksilik, herşey iptal, herşey oyalama, herşey oyun. Herşey yetmiyor.

siz

mesnetsiz önyargılarınız kendi pisliklerinizden beslendi hep. yapılan her iyiliğin altında iğrençliklerinizi aradınız. verdiklerimle doymadınız. aldıklarınızı unuttunuz. unuttuklarınızın üzerine su içtim. her su içişimde kusasım geldi. Duraksadım, direndim. İçime kustum. Bugün tıklım tıklım netim. Bugün tıklım tıklım sizim. Bugün içinizi görüyorum. Bugün sizi okuyabiliyorum. Artık karasınız. Artık dışardasınız. Artık sadece oyunumun parçasısınız. Siz. Kaybetttiniz siz. Çoktan kaybettiniz.

sen

Sen bu kadar çok konuşmazdın bakıyorum da artık geveze olmuşsun, sen eskiden hak hukuk bilirdin bakıyorum da artık bencil olmuşsun.

resim

çözemediklerimde var elbet
mesela neden ölür dost dediğin
ama çok çözmüşlere batar çözümsüzlükleri
sarmal sarmal dolanır bilinçaltına
ve en bilinçsiz anlardır bunlar aslında
dünyayı yönetecek kapasitelerin
elinde çubukla kumu karıştırması
beklenendir sadece
olağan dır
olağandan kasıt olması gerektiği gibi olan değildir aslında
olağanlık bir dayatmadır
ve dayatmalara ne kadar dayanıklı olursan o kadar dayatmacı olduğunun resmi belirmeye başlar bir şekilde fotoğraf değil resim.

14 Temmuz 2011 Perşembe

bir piç kurusu kadar kuru bugünlerde hava ve orospuların çocukları çok revaçta.

En gerçeğin ölüm olduğu yerde en sahte olan tabiki II.nci şanslardır.

İlk şansın bittiği yerde ölür herşey aslında. Ve ilk şans aslında tanışmak ile başlayan tek şanstır.
Kondom kullanmadan ne kadar süre “sanırım gebeyim” gibi bir telefon almazsan kondom kullanmak aklının ucundan bile geçmez o kadar bir süre. Hayat tamamen götümüzün yemediklerini yaşama sanatı. Yapılmaması gerekenleri yapmak ise sadece sonu hızlandırmaktan ibaret.

Çok kişisel değil ama flu. Çok gizemli değil ama pisişik olmadığınıda söyleyemem.
“Elma ile armutu toplamama gerekliliği” sadece büyütülme yalanlarımızdan biri. Düz mantık çerçevesinde ne işi var koyduğumun matematiğinde yasak meyva ile iyisini ayıların yediği şekilsiz gıdanın? Bu cümleyi kurmak bile cümlenin özüne bir tezat değil mi?

Çevremizdeki “rahatsız edecek derecede mutlu ve huzurlu”yu oynayanların hepsi manik-depresif ve dert yuvası, ağır davrananların da hepsi şizofren değil mi?

Hayat çok zor. Skicem.

bir ihtimal daha var

eğer hayatı uykusuz yaşamaya başlayanlardansan dertleri uyuyarak atanların olduğu yere hoşgeldin.

yazın ilk ayının son demlerinde öğrendim tıklım tıklım yalnızlığı

yaşamak uzunca bir yolda değişik viteslerde ilerlemek sanırım. ve diğer koltuklarda oturanlar hep değişmekte.

onlar yolcuysa ben yollumuyum diye kendime sormadan ve tebessüm etmeden duramadım.

bilinçli tebessümlerimde mutluluk bulmaya çalışıyorum. sanırım allah belamı verdi.

allah kahretsin diye bir bedduamız var ağızlara sakız. yıllardır bunaldığımda kullanırım ama

kahır ne demek hiç sorgulamamıştım.

dün gece kahırı iliklerinde yaşayan bir adam için artık gerekde yok sorgulamalara ve soru sormalara.

“kimse kimseyi sevmiyor” çok klişe olsada “sakla samanı gelir zamanı” kadar gerçek.

ömrümün en uzun gecelerinden biri daha gündüzü buldu. “bulmasaydı iyi mi olurdu” sorumun cevabını ölene kadar alamayacak olmam

benim gibi meraklı bir adam için ayrı bir sıkıntı.

geriye dönüp güzel anıları düşünmek yaşlı bir adamın gençlik fotoğraflarına bakmak kadar farazi.

bencilliklerde artniyet aramamak altına sıçmak kadar rahatsız edici.

bugün bir haziran günü. tıpkı dün ve yarın gibi.

senin bir anlık yokluğun sayesinde aslında var zannettiklerimin yokluğunuda farketmek çifte kavrulmuş bir lezzet.

tüm artık dili tad almayanların tatması gereken kıvamda.

“hiçbir yalan yokki bir insan kadar yaşasın, hiçbir yalan yoktur ki anlaşılmasın” demiş amcam

o kadar haklısın ki amca senin ben amınakoim.

sanırım en güzeli en çirkin ve korkuncuna sığınmak.

bugünlük bu kadar, yarınlık ve sonralık da bu.

rüyada mı dünyada mı olduğumuzu anlamanın bir yolunu bulmalı.




Hırs

İnsanoğlunun kendi yağında kavrulma yetisini terkettiği ve yetinme olgusunun bittiği anlar başkalarının yağında kavrulma günlerinin geldiği anlardır.Bu anları bir tek o yağlarda kavrulan anlar. Yoğunluk, kahrolasıca yoğunluk. Bir nefret süzülüyor içime. Kendimden doğan bir kin nehri. Kimselere ait olmamanın ve hür olmanın bedeli belki binbir kucak. Onlar boğulunca hür güneşim doğar mı dersin? Nah derim. Nah.

Eğer insanlar tuzluğun içindeki tuzun nemi olsaydı sen olsan olsan içerideki pirinç taneleri olurdun.

Bilirsin ki o tuzluğa bembeyaz giren pirinç tanesi nemi emdikçe koyulaşır ve sarılaşır. O rengin en net tanımı Kirli. Sadece kirli.

Tuzluk dünya, tuz beden, nem ruh ve sen hayat. Peki kimin tabağına tad katacak bedenlerimiz. Ruhumuz sadece nem olup tuzluktan çıkmamıza engel değil mi ? Peki kim istiyor bizi diri ? Söylesine pirinç, konuşsana piç. Kimin ekmeğine yağ sürmek görevin. Kimin kovasına su taşıyorsun. Yoksa sende su ile mi var oluyorsun.

Gün

Ve sen. Güneşin hiç yüzünü aydınlatmadığından eminim. Güneşin bile vurmaktan imtina ettiği bedeninin karalığı yanmaktan değil içindeki çöp karanlıktan geliyor.

Bir ışık süzülüyor köhne tavan arasından. Kalan son gücünü ona yanaşmaya harcama sakın. Çünkü sen o ışık karşısında sadece yansıtıcı bir aynasın. Kırılacağın günü düşünüp üzülme! Kırıksın. Paramparçasın.

İnsan alışkanlıklarının çocuğudur, ihaneti alışkanlık etmişleri vardır. Onlarda orospu çocuğudur.

hani

hani bir süre gururunu bile aşıp bişeylere katlanırsın
karşılığında bişeyler alır
bununla da tabiri caizse
susarsın
işte bu günler artık susmaktan yorulduğun günlerdir
…ve yine aynı şekilde konuşmanın çözüm olmadığı yerler vardır
buralar o yerlerdendir

Sistemden çıkmanın vaktidir. Ve sistemden çıkmak sitem ile başlar.

Dön çocuk. Herşeyin başladığı yere dön. Ezilme. Ezdirme bir şekilde. Alışmış olduğun tüm baskılardan ve üstü kapalı aşağılamalardan sıyrıl.

Aldığın herşey yaptıklarının karşılığıydı. Verdikleri her zerre ananın ak sütü gibi helaldi.

Huzurunu ve gururunu imkanlarınla takas edebilecek kadar güçlü müsün çocuk? Tekrar sıfırdan yürümeyi göze alabilecek kadar güçlü müsün çocuk?

‎5 yıl öncesine geri dönebilir misin çocuk?

Köklü değişilikliklerin, radikal kararların, yakılmış gemilerin gerektiği günlerdir bu günler. Ve fevrilik bazen zamanın ilacıdır.

5 Ocak 2011 Çarşamba

YENİ YILINIZ VER-Gİ DOLSUN.

Türkiye'nin vergi gelirinin %96sını dolaylı vergiler oluşturuyor. (Benzin, iletişim, ekmek, su, ot, bok, tüketimden kesilen herbişey) Toplanan gelir vergileri vesaireler o geride kalan %4 için mi uğraşıyor sanıyorsunuz. Hayır. Çünkü o kalan %4ün %2sinide tek başına BOTAŞ ödüyor. Geriye ne kalıyor %2. İşte bu tüm vergi memurları, daireler, mali müşavirler, muhasebeciler, falanlar, filanlar o %2 gelsin diye var. Bu çarkda tamamen ya göz yumma yada az göstermeye hizmet ederken bu %2 artmıyor. Bu artmadıkça dolaylı vergiler artıyor. Buda bana, sana, ona, buna her yerden giriyor.


Mutlu Yıllar Olsun

Afiyet Olsun


Muck.

Gol Olur

Sırtımı dönebileceğim bir sevgilim, bir adet annem, bir adet babam, iki adet kız kardeşim, iki de dostum var.

Çalışabileceğim bir işim, (sadece 1 mi ? ) akşam başımı sokabileceğim bir ev ve sağolsun çözülmüş belirsizliklerim, aşılmış ergenliklerim.


Bunlara inat beni ergenliklerin, kaprislerin, iftiraların kısacası "bokun" içine çekmek için canını dişine, dişini götüne takan bir güruh var bi tarafda.

Hiç birşeyin altında kalmama kasıntım ile herşeye yardırıp saldıracağımı öğrenmiş, ezberlemiş bi güruh.Ezberinizin bozulduğu güne hoşgeldin diyelim. Değişmeyen tek şey alınan tedbirler. Ama artık o kadar enerji harcamayacağım.


Bu enerji zamanla birikecek.

Yarın öbürgün ben bozulan ezberlerden vazgeçersem o birikmiş enerji artık ne olur bilemem.

Kısaca toparlamak gerekirse

muck.

sigara insanoğlunun mazoşist sapkınlığının en masum ayağıdır.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

döner döner durur.

binmediğin sürece
binenlerin konuştukları
sensin.

e adı üzerinde
"dönme" dolap

20 Haziran 2010 Pazar

adamcılık oynayan küçük piç kurusu.

herkesi salak zannetmeye başladığın anlardan biri yine.
herkes piyon, herkes kukla
senin yönlendirecek gücün olmasada
onlardan değilsin

az kişisiniz
bir elin parmakları kadar
biz bir bok olduk diyen güruhun merkezisiniz
bir bok olamadım diye en çok ağlayanlara gelince onlar
yine sizsiniz

ben tekim, yalnızım, güçlüyüm kelimelerini ağzınızdan düşürmemekle beraber
götü her sıkıştığında ortalığı velveleye verenlerdensiniz
o götde bi sıkışmaya görsün azizim
komiksiniz


mesafe koymak çizgi çizmek herkesle bir olmamak güzeldir lakin siz
kırmızı çizgilerinizi çizemeyecek kadar
kalemi özürlülerdensiniz

ya bişe dicem
alınmayın
siz
bi siktirip gitseniz
ne güzel edersiniz.

30 Ocak 2010 Cumartesi

ahududu.org açıldı e şimdi ne olacak?


İnternet dünyasına kapılarını açan yeni bir oluşum daha. İnsanlara fütursuzca tanımadığı kişilerle eğlenme, konuşma, oynaşma şansı tanıyan bir site. Hiçbir üyelik gerektirmeden tek tuşla, o anda online olan ya da bir başkasıyla konuşma bağlarını koparan rastgele bir internet sakiniyle ansızın konuşmaya başlamanıza olanak tanıyor. Dünyada omegle.com ile başlayan bu furya Türkiye’de kivvii adlı bir sitede biz bulduk nidalarıyla piyasaya çıkmıştı. Kivvii’nin aksine omegle.com ile “abimizdir onlar bulmuştur biz sadece türk internet alemine katkımız olsun diye şeettik” tarzında bir bağları vardır. Aslında hiçbir bağları olmayabilir ama en azından saygı duyup emeklerinin hakkını vermektedirler. Olduğunuz yerde veya durumda canınız sıkıldıysa en yakınızdakiler güveninizi yitirdiyse veya tanımadığınız birileriyle konuşup, hayatınızda aksiyon çıkarmak istiyorsanız buyrun gelmeniz gereken yer burası.

http://www.ahududu.org/

4 Kasım 2009 Çarşamba

bahtsız bedevi

hem bahtsız bedevi
çokta bahtsız değildir bence
çölün ortasında, güneşin altında
buz gibi kutup ayısı

5 Ekim 2009 Pazartesi

Yeni Adana Turizmden Çılgın Hizmet

Çokça şaşırıp bir o kadar da hayran kaldığım bir olay yaşadım bayramın hemen ertesi.

Yeni Adana turizme ait bir öğlen seferi ile Ankara'ya gitmek üzere yola çıktım. Öncelikle aracın hız sınırına tamamen uyuşu çok fazla dikkatimi çekti. Bu her zaman olan bir şey değildi. Yaklaşık 6 yıldır çok yoğun şekilde otobüs yolculuğu yapmaktayım. Bunun ilk 4 yılı Marmara ve Ege firmaları ile haşır neşir geçmiş; Nilüfer Turizm gönlümde taht kurmuştur. Bildiğim kadarıyla şirket TMSF yönetimine geçtikden sonra genel müdür olarak atanan Şerif EREN tüm ezberleri bozmuş, firmayı lider konuma taşımıştır. Kendisini firmanın tüm otobüs koltuklarını arkasında bulunan aylık derginin önsözünden tanıyoruz (:

Son 2 yıldır yaşadığım yerin değişmesi sebebiyle Adana otobüs firmalarını yoğun olarak Ankara, İstanbul, Bursa ve Eskişehir’e güzergâhlarında tercih etmiş, standart hizmetle orta karar memnun bir müşteri olarak seyahatlerimi sürdürmüş bir müşteri falandım. Geçtiğimiz aylarda Lider Adana firmasının ben İzmit yolcusu olduğum halde İzmit'e girmeyi unutup beni "İzmit Otogar girişini geçtikden sonra tepedeki ilk park yerinde" indirip ve "şu tepeden geçen dolmuşlar direk otogarın oraya gidiyor" şeklinde yalan yanlış bilgilendirdiği, otostop çekmeye mecbur bıraktığı ve işlerimi 3 saat aksattığı gün Lider Adana'ya şikâyet mektubu yazmak ile firmayı değiştirmek arasında bir karar vermem gerekiyordu.

Dedim ki bro Yeni Adana'yı kullan bundan sonra bi süre.

Evet, nerde kalmıştık. Ankara'ya gitmek üzere yola çıktık. Araç Aksaray'da "Gökgözler Dinlenme Tesisleri"nde yarım saat mola verdi. Bu tesis yanlış bilmiyorsam yine aynı turizm şirketine ait.

Mola bitiminde otobüse takım elbiseli bir beyefendi bindi. Mikrofonu eline aldı. Tam hatırladığım kadarıyla "Merhabalar Ben Yeni Adana Turizmin Kontrol Denetleme Vesaire Müdürü şuyum" gibisinden bi cümle kurdu. Firmamızla ilgili öneri ve şikâyetlerinizi dinlemek üzere buradayım dedi ve elinde kâğıt kalemle teker teker tüm yolcuları güler yüzlü bir şekilde gezerek "bir şikâyetiniz, talebiniz, öneriniz var mı ?" sorusunu sora sora gezdi. Öneri ileten müşterileri çok büyük bir ciddiyetle dinleyip isim, soy isimde alarak notlar tuttu. İyi yolculuklar diledi ve indi.

Küçük dilimi yuttum diyebilirim. Anlatılmaz ama yaşanır derler ya o cinsten bi durum.

Ki o yolculuğun dönüşünde yine aynı tesiste yine aynı uygulama ile karşılaşınca anladım ki bu tamamen bir standart ve rutin bir uygulama haline dönüştürülmüş.

Dedim ki içimden "Yeni Adana döneyim eve ilk iş seni bloğuma yazıp öveceğim."
Sonra otobüse binerken dikkatimi çeken "Yolda sınırsız internet keyfi" yazısı geldi aklıma. Bir hevesle açtım laptopumu. Anında bağlandı. Sinyal: Mükkemmel falan" derken /sayfa görüntülenemiyor/ yazısı ile karşı karşıya kaldım. Sordum ki genel bir problemmiş. Bir süredir devam ediyormuş.

Görüyorsunuz ki bu bile hevesimi kırmaya yetmedi. Ama buradan yeni adana turizm yetkililerine sesleniyorum.
Bir müşteriniz olarak
1- İnternet olayını kalıcı bi şekilde düzeltmenizi talep ediyorum.
2- Bu otogardan çıktık dan sonra adana-mersin yolundan bu otoyola giden bulvara dönülen yer var ya?

İşte orayı çok sert dönüyor sizin arkadaşlar. (:

Onun dışında durmak yok yola devam (:

Hayırlı işler diliyorum

2 Eylül 2009 Çarşamba

Ortak Nokta



var olmak ile yok olmak arasındaki o ince çizginin büyük ihtimalle en sikörtıl yerinde olunan zamanlarımız vardır hepimizin.
ne kadar çok ortak noktamız var.

ve nedense bu ortak noktalar üst üste geldikçe koyu bir nokta oluşturmaktan öteye gidemiyorlar. bu kadar çok ortak noktamız olmasa hepimiz ayrı bir telden çalsak belki noktaların arasını çizgilerle birleştirip kalın noktalardan daha anlamlı şekiller çıkarabiliriz.



evet. tam olarak kastettiğim yukarıdaki şeydir ki tamamlayıp gönderene teşekkür+rep falan verebilitem yüksek.

gelin birlik olalım diye birşey yok.
kocaman kalın noktalara ihtiyaç yok.
etrafında dönüp durdukları kalın noktalardan mutlu olanlardan geriye kalanlar
iyice bir karışın
aralara o çizgiyi çeken başka bir el olsada
o elin, senin bulunduğun noktadan geçmeme gibi bir lüksü yok.

30 Ağustos 2009 Pazar

Zeyn.

Zeyn tektir. Kıymettir.
Zerresinin değeri bir çok kıymetlinin kilosundan yüksektir.
Zeyn birdir. Zeyneptir.
Hassastır, narindir.
Sahibi olanın kudreti güçtür, makamdır, kuvvettir.
Zeyn hamdır.
İşlenmesi zor ve meşakkatlidir.
Her hali binbir süreçtir.
Zeyn nettir. Zeyn renktir.
Zeyn berekettir.
Dünyamdır. Dünyanın merkezidir.


Yaz, yaz

4 Nisan.

Saat: 21:28

Fonda "Scorpions - Still Loving You" çalmakta. Israrla "yaz, yaz" dercesine.

Bu yukarıdaki 4 satırı yazdıktan 50 dakika sonra bir vefat haberi alıyorum.

Duruyorum bir an.

Ve son günlerde bi bok varmış gibi sıkça tekrarladığım "inna lillahi ve inna ileyhi raciun" cümlesini dillendiriyorum içimden.

"şüphesiz biz allah'tan geldik ve o'na döneceğiz."

Çok teslimiyetçi gibi gelsede bu, aslında bence dünyanın tek cümle ile özeti gibi.

Düzen içinde düzen, sistem içinde sistem, oyun içinde oyun kurmuş olsak da, ve masum olmasakta hiçbirimiz

Eğer bu bi sınavsa, daha doğarken elinde bile olmadan boş kağıt veren çıkanlar mevcutsa

Eğer görürsek 40 lı yaşları ve omuzlarımıza çöküyorsa istisnasız günahlar

Bence Azrail canımızı almaya geldiğinde sadece görünüyor bize,

Ve biz kaçınılmaz "ilk sonun" geldiğini anlayınca günahlarımızın enkazı çöküyor ruhumuza.

Çok uzun bir gece olacağı belliydi benim için akşamüstünün hafifliğinden

Ama uzun geceler ızdırap değildir, severim ben.

Kendime gayet huzurlu bir akşam oluşturdum, huzurlu bi Cumartesi.

Bir ölüm haberi alınmış olunan gecenin neresinde huzur diye düşünür bir gün biri

Herangi.

Gecemin huzuru, çok net bir gece olması

Net olanları ve gerçekleri hissederek huzura ermek ne kadar hoş bişey farkına varmak zor oluyor.

Playlist yapmıyorum. Ve her şarkı bitişinde yeniden bir şarkı seçiyorum bu gece.

Hepsi yeni bir hayat.

3 er dakikalık hayatlar yaşamak, nemli hikayelere ortak olmak kadar keyifli.

Ve sıradaki şarkıyı "Hümeyra şarkılarından" seçme isteği geliyor içime.

Her zaman "Tutsana Ellerimi" yi seçen Fatih

Bu sefer

"Sessiz Gemi" yi seçiyor.

Sessiz gemi senin için, onun için geliyor.


Dönmeyecek seferinden, ama hiç dalga ve fırtına olmayan bir denizde sonsuza dek.

Şu an bitti yazdıklarım
Ve saat 22:47

Kişisel Bir şey Değil Bu

"Kişisel bir şey değil bu, yaşamak zor buralarda " der şarkı.

"Gerçeği istiyorsan, diyeceklerimi unuttum" da geçer sözlerinde.

Bugün oturup kişisel olan neyim var, neyim yok ortaya koymak istedim. Ortaya koyulası hiçbirşey çıkmaması çok koyulası bir durum oldu benim için.

Ortaya koymak istediğim elle tutulabilir bir done değildi oysa. Aktaramıyorum, anlatamıyorum ama kişisel bir şey değil bu.

Şımarık bir çocuk olmayı çok yeğler olduğum zamanlar bu zamanlar. Oysa kendi kendime bile bencil olamamanın verdiği kocaman bir sıkıntı yaşıyorum.

Kelimeler büyüyor ağzımda. Yüzlerce hayat, yüzlerce hikaye kurumuş içimde.

Hep dinleyen ve biriktiren olmanın çok tatlı bir içhoşlayıcılığı vardı en başlarda. O zamanlar hikayeler ve hayatlar nemliydi.

Kendi hikayemi hiç anlatamadığım gibi, hiç yazamadımda.

Kalıplaşmış saçmalıklarla örülü yaşam alanımda belki şarkıda dediği gibi "sadece bir tuğlayım"

Herhangi bir tuğla, bir başka tuğla.

Ama kişisel bir şey değil bu. Yaşamak zor buralarda.


Hepimiz Kendi Masallarımızın Kurbanıyız.

"hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız" diyor "saatleri ayarlama enstitüsünde" ahmet hamdi tanpınar.

yaşamın tam içinden bir vuruş yapıyor zihinlere kazınan.

ve bir mesaj geliyor telefonuma şebeke saçmalıklarından ötürü 1 gün gecikmeyle.
yaşamın tam içinden. net.

yıllar geçiyor. ama biz sadece o yıllarda basit gün topluluklarında bir araya gelebiliyoruz.
yani aslında yıllardır yok gibi. yılların ağırlığında günlerin, saatlerin paylaşımı.

"kimim", "nerdeyim" diye sordum yıllardır kendime yüzbinlerce kez.

oysa bize lazım olan "neresindeyim" di.

geveze susmalarında kaybolmayı seçiyor insanlar hep. talihsiz uzaklaşmaların üzerine varamamanın acılarını çekiyor.

oysa bu gurur değil. bu gurursuzluktanda öte.

saygı hiç kavranamamış bir kavram tarafımdan, taraflardan, onlardan, bunlardan.

bunu saygısızlıklar içerisinde kalıp eriyince anlamak, pişmanlık ve acıdanda öte.

beyazlar var artık saçlarımda sayılacak kadarda olsa. açtığım beyaz sayfadan olmasa gerek.

herşey üstüste geliyor demek istemiyorum ,
çünkü başka türlü gelmesini beklemiyorum artık.

alışkanlıklarımın çocuğuyum sadece belki. belki körüm.

kırgın olduğumu hissediyorum ilk kez bu kadar içten ve net.

tekrarlardan ve başa sarmalardan yoruldum.

hatırlar mısın kasetleri. kalemin ucuna takıp sallayarak "A" yüzünü başa aldığımız kasetleri.

teyp değil bir commodore 64 kaseti bu.

içerisinde ise hiçbir zaman bitiremediğim ve kazanamadığım bir oyun var.

bu benim masalım değil. bu sizlerin masalı.
benim hikayem sonsuz çünkü.

mutsuz sonla bittiğine göre
bu sizin masalınız.

hepinizin kendi masallarının kurbanıyım.

Uzun zaman sonra.

E biz kapanmıştık.
Yeniden açmak ilk aklıma geldiğinde
Neden olmasın dememle
Açmam arasında
Kaç dakika geçti
Az dakika geçti